Canlılık Algısı Üzerine Bir Deneme
İnsanoğlunun içinde bulunduğu evrenin canlı ve cansızları üzerinde yaptığı gözlem, deney ve incelemelerde ihtimaldir ki en gizemli yan olarak teşhis ettiği canlılığın özünün ne olduğu sorusunu kendisine defalarca sormuş, konuyu araştırmış, soruşturmuş, sorgulamış olmakla birlikte aradığı kesin cevabı hala bulamamış olduğu, hatta belki de hiç bulamayacağı, apaçık belli olan bir husustur.
Birmilyonaltıyüzbin türden her birininin diğerinden farklı karakterde canlılık biçimi sergiliyor olması vazgeçin kesin olanını bulmayı, az düzeyde tatminkar bir cevabın keşfini bile zora sokmaktadır. Herhalde bilincin gelişmeye başladığı ilk canlılar olan insansı maymun atalarımızdan bu yana geçen altı milyon yıldır primat ailesinin bireyleri şöyle veya böyle canlılık olgusunu artan bir bilinçlilik düzeyi ile gözlemlemeyi sürdürmektedir.
Öte yandan canlıların varlık biçimleri içinde karmaşıklık bakımından en yüksek derecede olduğu yönündeki düşünce muhtemelen çok yakın bir tarihte varılmış bir yargı olsa gerekir. Canlılar diğer maddi varlık biçimi olarak cisimlere (cansızlara) göre uzay ve zamanda çok hızla değişme özelliği ile ayrılırlar.
Canlı ile cansız arasında bir geçiş biçimi olan virüslere bakarsak bunların duruma göre hem cansız olmanın esası olan kristal yapıya hem de canlılığın temelindeki kolloidimsi yapıya sahip olabildiği görülür.
Virüsler için hem çok tipik hem de ilk örnek olan 1935 yılında Stanley tarafından bulunan tütün mozaik hastalığı virüsü incelendiğinde bunların çoğalma faaliyetine ihtiyaç olmadığı sürece kristal yapı biçiminde kalarak metabolizmaya gerek kalmadan sonsuz süreli bir zaman içinde kendilerini idame ettirebilmekte oldukları ve sadece çoğalma ihtiyacı halinde kendi genetik kodları esasında bölünerek üreyebilmek için konak olarak gerçek canlı bir yapının, bir hücrenin içine yuvalanmak ihtiyacında oldukları görülmektedir. Kristal yapı durumunda çevre ile hermetik olarak ayrılmış kapalı bir sistem söz konusu iken çoğalma halinde çevresi ile enerji ve madde alışverişi yapan açık bir sistem ortaya çıkmaktadır.
Diğer taraftan Bergson ve izleyicileri vitalistlerin ortaya çıkışına dek canlılık üzerine kapsamlı şekilde ilk kafa yoran düşünür Aristo’nun benimsediği mekanistik yaklaşım açıklama paradigması olarak görüşlere egemen olmuştur. Ancak vitalistik paradigma 19. yy’ın son çeyreğinde kısa bir süre ile kendini egemen kılabilmiştir. 20. yy’ın başından itibaren fizik ve kimya temelli mekanistik paradigma görüşü yeniden egemen olmuştur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder